Death Note – Film İncelemesi

Öncelikle belirtelim, bu yazı aşırı derecede spoiler içermektedir. Şimdi şöyle girişmek istiyorum, normalde ben pek anime izleyen birisi değilim. Toplasan belki 3-4 tane izlemişimdir. Onlar da gözümde efsane mertebesinde olan animeler idi. Death Note’u da bunların içine rahatça koyabilirim. Benim bakış açımdan düşünen insanlar eminim ki film için oldukça heyecanlanmış ve beklemişlerdir. Özellikle de animenin asıl yapımcılarının filmi çok beğendiği haberleri çıktıktan sonra. Filme gelen ilk yorumlardan sonra birkaç gün filmi izlemeye cesaret edemedim. Ama bugün cesaretimi toplayıp şu sözde “film” dedikleri şeyi izledim. Söyleyebileceğim tek şey var. Bize bunu neden yaptınız? Bu film Death Note’dan çok “Ergen Bir Çocuğun Günlüğü” olarak adlandırılmalıydı. Aslında bu yazı için şöyle bir başlık atmak daha mantıklı olurdu. “Death Note: Buna mı bu kadar heyecanlandırdınız?”

 

 

Şimdi başlayalım filmin incelemesine. Filmin başlangıcı güzel başlıyor aslında, fakat şu siyah saçlı kızla tanışana dek. Mia mı? Tabii film Amerika’da geçince isimin değişmesi gayet doğal. Fakat iki karakterin özelliklerini neden birbiriyle yer değiştirdiniz ki? Yani animede bildiğimiz gibi Misa, Yagami’yi deliler gibi seviyordu fakat Yagami onu pek takmayıp stratejik olarak kullanıyordu. Bunu neden filmde tam tersi yaptınız abi? Normalde bu kadar zeki bir çocuğun sıradan bir aşk kölesine dönüştürülmesi tüm filmi bozan etkenlerden birisi öncelikle. Neyse, devam edelim. Yagami filmde sadece babası ile yaşıyor, annesi bir suçlu tarafından öldürülmüş. Kız kardeşinden ise hiç bahsedilmiyor. Afedersiniz de paranız mı yetmedi iki kişiye? Bunu geçtim, normalde çok disiplinli ve çalışkan olan bir karaktere ödev yaptırıp sattırmak ne abi? Neyse, ilerleyen sahnelere geçiyoruz. Yagami defteri buluyor burda hiçbir sorun yok. Daha sonra Ryuk ile tanışma sahnesine geliyoruz ve farklı bir fiyasko. Animede Ryuk’u görünce sadece irkilen hatta bunun bir Ölüm Meleğinin defteri olduğunu bilen Yagami, burada çocuk gibi çığlık atarak masaların altına saklanıyor. Burada bir gariplikten daha bahsetmek istiyorum. Ryuk’un yüzünü koca fimde 1-2 kez doğru düzgün görebiliyoruz. Sanırım cast konusuna para yetmediği gibi CGI’a da yetmemiş. Daha sonra ana karakterimiz defteri denemek amacı ile Ryuk’un da gazına gelerek ilk denemesini yapıyor ve hayatımızda görebileceğimiz en dandik kafa kopma sahnesini görüyoruz. Burdan atlıyoruz Mia ve Yagami’nin konuşmasına. Yagami’nin söylediğini yazıyorum. “O çocuğu ben öldürdüm görmek ister misin?” Bu ne lan? Sen ki L’den kimliğini sonuna kadar saklamış birisi, yeni tanıştığın bir kıza her şeyi böyle anlatacak mıydın? L konusuna da birazdan geleceğim neyse. Daha sonra filmde 10 dakika geçmeden 400 kişinin öldüğü haberini alıyoruz. Abi biz neden bunları hiç görmedik? Animede isim yazdığı sahneler bile mükemmel olan bir karakterden, baş karakterden çok Mia’yı görüyoruz filmde.

 

 

Gelelim L ve Watari’nin sahnelerine. Tamam L’i siyahi yaptınız, buna söyleyecek hiçbir lafım yok. Ama bu adam neden 15 yaşındaki Batman gibi geziyor lan? Böyle bir kapşon, maske felan. L’in ergen triplerini çekiyoruz tabii film boyunca. Bakın L’in ergen tripleri… Aklınız alabiliyor mu? Neyse, L’e durup dururken ilahi bir aydınlanma geliyor ve diyor ki “Aa, Light=Kira”. Ya ciddi misiniz? Daha sonra ikisi bir kafede karşılaşıyor ve aralarında aşırı saçma bir konuşma geçiyor. Bundan sonra da Mia FBI ajanlarını öldürüyor ve bu da direk geçiştirilerek animede mükemmel bir hikaye olan kısım es geçiliyor. Yagami, L’in ismini öğrenme çabalarına girişiyor. (Evet filmde o kadar saçma şey var ama Şinigami Gözleri de yok…)  Sonrasında Yagami, Watari’nin adını deftere yazıyor ve onu kukla gibi oynatmaya başlıyor. Abi Watari’nin adı cidden Watari mi? Bu kadar kötü senaryo yazılamaz. Ciddi ciddi adamın adını sadece Watari yaparak adamı kontrol ettiriyorlar. Watari şu animede gördüğümüz fakat benim adını hatırlayamadığım yetimhaneye gidiyor. Animede burası hala çocuk yetiştirmekte olan bir yerdi hatta N’i de buradan çıkarmışlardı yanlış hatırlamıyorsam. Filmde neden terkedilmiş abi? Daha sonra Watari öldürülüyor ve Mia diyor ki “Kağıdı ben yırttım, deftere de adını yazdım defteri bana vermezsen öleceksin, ehehe.” Ulan Misa’nın Yagami’ye ihanet etmesi ne? Böyle bir saçmalık olabilir mi? Watari ölünce L duygularıyla hareket edip çıldırıyor ve bir polis arabası çalarak kovalamaca başlatıyor. Ya lütfen o kovalamaca neydi? Neyse geçiyorum burayı zaten çok uzadı. En son dönme dolap sahnesine geliyoruz. Mia ve Yagami’nin arasında aşırı saçma bir konuşma geçiyor ve Mia defteri alıyor. Burada Yagami’nin filmde ilk kez zekasını kullanarak olaydan sıyrıldığını görüyoruz. Tek sevdiğim kısmı ilk defa zekasını kullanmaları… Light komada iken her şey planlandığı gibi oluyor. Daha sonra L, Yagami’nin ona söylediği bir şeyi hatırlayıp defterin bir parçasını buluyor. Bunun ne olduğu hakkında hiçbir şey bilmediği halde tam kullanacakken sahneyi kesiyorlar ve Ryuk’un Yagami’ye “Boku yedin.” demesini gördükten sonra film yarıda bitip diğer filme bırakılıyor. Genel olarak özetlemem gerekirse… Bu kadar hype yaptığımız film bir ergenin, hiperaktif bir çocuğun ve sadece güzel yüzü için oraya konulan manyak bir kızın hikayesini anlatıyor. Netflix güzel yapar, iyi yapar dedik ama bu ne be kardeşim? İzlemeden mi yaptınız? Filme genel olarak bir puan vermem gerekirse sanırım 3 olur bu puan. O da sadece film sonunda gösterilen zeka pırıltısı sayesinde.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.